İçeriğe atla
Çocuk ve Ergen

Ayrılık kaygısı ve okula gitmek istememe

Sabahları okula gitmemek için direnen bir çocuk, çoğu ailede günün en zor anını yaratır. Bu sayfa o anı bir tanı üzerinden değil, anlaşılabilir bir çerçeve üzerinden ele alır: çocuk neyi zor buluyor olabilir, ebeveynin tepkisi tabloyu nasıl değiştirir ve hangi noktada bir uzmanla konuşmak gerekir.

Güneş ışığının düştüğü bir örtünün üzerinde ahşap yapı blokları, boya kalemleri ve çizgili bez oyuncak
Görsel: bu yayın için üretildi

Ayrılık kaygısı ne anlama gelir

Ayrılık kaygısı, çocuğun bağlandığı kişiden uzaklaşmayı zor bulmasıdır ve çocukluğun belli dönemlerinde olağan bir deneyimdir. Yeni bir ortama başlarken, taşınma veya hastalık gibi bir değişimin ardından ya da evde bir gerilim varken belirginleşebilir. Çocuk bunu her zaman sözle anlatmaz; karın ağrısı, baş ağrısı, ağlama, uykuya dalmakta zorlanma veya ayrılma anında yapışma biçiminde görülebilir. Bu ifadelerin gerçek olmadığını düşünmek yanlıştır, çocuk gerçekten bir rahatsızlık hisseder ve bunu numara olarak yorumlamak ilişkiyi zedeler. Burada belirleyici olan tek tek davranışlar değil, tablonun süresi ve çocuğun hayatını ne kadar daralttığıdır. Birkaç günlük bir zorlanma ile aylardır süren, okulu ve arkadaş ilişkilerini kapsayan bir tablo aynı şey değildir. Bu sayfa hangi durumun neye karşılık geldiğini söylemez ve bir ölçüt listesi vermez; bu ayrımı yalnızca çocuğu gören bir uzman yapabilir. Ayrıca bedensel yakınmaların tıbbi bir sebebi olup olmadığı da ayrıca değerlendirilmelidir.

Okula gitmek istememenin tek bir nedeni yoktur

Okula gitmek istememe bir sebep değil, bir sonuçtur ve arkasında çok farklı şeyler olabilir. Bazı çocuklar için ayrılığın kendisi zordur; bazıları için sınıftaki bir ilişki, bir öğretmen değişikliği, bir başarısızlık deneyimi veya kalabalığın yoğunluğu belirleyicidir. Bazen sebep evdedir: kardeş doğumu, bir kayıp, ebeveynler arasındaki gerilim ya da evde kalmanın çocuğa sunduğu bir rahatlık. Bu yüzden ilk adım, direnci kırmaya çalışmak yerine neye direnildiğini anlamaktır. Çocuğa doğrudan neden gitmediğini sormak çoğu zaman cevapsız kalır, çünkü çocuk da bilmiyor olabilir ve soru onu savunmaya geçirir. Günün hangi bölümünün zor geldiğini, sabahın mı okulun mu dönüşün mü zorlaştığını konuşmak daha çok bilgi verir. Okulla iletişim kurmak ve çocuğun orada nasıl göründüğünü öğrenmek de tabloyu belirgin biçimde netleştirir, çünkü evden görülemeyecek bir bilgidir. Öğretmenle konuşurken çözüm önermek yerine önce ne gördüğünü sormak, çok daha kullanışlı bir tablo çıkarır.

Ebeveynin tepkisi tabloyu nasıl etkiler

Ebeveynin tepkisi, çocuğun o andaki kaygısını büyütebilir de küçültebilir de. Uzun uzun açıklamak, tartışmak veya ayrılma anını uzatmak çoğu zaman kaygıyı artırır, çünkü çocuk ortamda gerçekten tehlikeli bir şey olduğu sonucunu çıkarır. Aynı şekilde ani kaybolmak ya da vedalaşmadan çıkmak da güveni zedeler ve ertesi gün daha büyük bir dirençle döner. İşe yarayan genellikle ikisinin arasıdır: kısa, net ve her gün aynı biçimde tekrarlanan bir veda. Çocuğun duygusunu yok saymadan ama panik de yaymadan karşılamak, ebeveynin kendi sesinin sakin kalmasıyla mümkün olur; çocuk sözden çok tonu okur. Bu noktada zorlanan yalnızca çocuk değildir; ebeveynin kendi kaygısı da tabloya karışır ve çoğu zaman fark edilmez. Sabahları bir çatışmaya dönüşen bu anları tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz, bir uzmanla birlikte çalışmak hem çocuğa hem size alan açar. Eşinizle aynı sabah tutumunu paylaşmak da çocuğun gerilimi iki katına çıkarmasını önler.

Evde neye dikkat etmek işe yarar

Evde en çok işe yarayan şey, sabahın öngörülebilir hale gelmesidir. Aynı sırayla ilerleyen bir sabah düzeni, tartışmaya açık nokta sayısını azaltır ve çocuğun enerjisini karar vermeye değil hazırlanmaya harcamasını sağlar. Akşamdan hazırlık yapmak, uyku saatini korumak ve sabahı acele etmeden başlatmak bu düzenin en pratik parçalarıdır; acele edilen bir sabah, kaygıyı en çok büyüten koşullardan biridir. Okula gitme konusunu gün boyu tekrar tekrar konuşmak genellikle yardımcı olmaz; konuşmayı sakin bir zamana taşımak daha verimlidir. Çocuğun okulda geçirdiği güzel anları hatırlaması için küçük bağlar kurmak, dönüşte gününü anlatabileceği bir alan bırakmak da tabloyu yumuşatır. Bu önerilerin hiçbiri bir tedavi değildir ve her çocukta aynı sonucu vermez. Durum sürüyorsa evde çözüm arayışını uzatmak yerine bir uzmanla konuşmak, hem çocuk hem aile için daha az yıpratıcı olur. Okulla birlikte kademeli bir plan kurmak da çoğu zaman uzmanın önerdiği yollardan biridir.